Mezun Olamayışım Hakkında

Perşembe, Ağustos 12, 2010 11:01
Kategori Günce

Bu dönem sonunda, mezun olduğum için evimi kapatmış, memleketim Çanakkale’ye taşınmış ve aralıkta askere gitmek için bekleme moduna geçmiştim. Fakat herşey öğrenci işlerini aradığımda “siz mezun olamıyorsunuz ki” denmesiyle karma karışık bir hal aldı. Kredilerim ve stajlarım tam, derslerim otomasyon sisteminde saydırılmış gözükse de, mezun olamayacağımı söylüyorlardı.

Gerekçeleri ise şuydu; 3. sınıfın 2. döneminde alıp kaldığım seçmeli mesleki ders yerine, 3. sınıf 1. dönem seçmeli mesleki dersi almış olmam. Otomasyon sistemi veriyor olsa bile, böyle bir şeyi öğretim planına göre yapamayacağım söylendi. Evet yapamıyor olabilirim fakat bu işlemi yapabilmek için bölümümdeki gerekli mercilerle görüşmüştüm.

Süreç şöyle işlemişti; Önce bu ders saydırma işlemi için danışman hocam’a sormuştum ve bilgisi olmadığı için beni öğrenci işlerine yönlendirmişti. Öğrenci işlerindeki agresif abi ise; “Sizin danışmanlarınız ne iş yapar, gidin ne yapıyorsanız yapın” cümlesini kurarak beni tabiri caizse odasından kovmuştu. Bu durumu danışman hocama ilettiğimde ise, “sisteme bakalım, izin veriyorsa olur” diyerek bu ders saydırma işlemini yaptık.

Devamını okumak için tıklayın »

Bilanço

Cuma, Ağustos 6, 2010 20:42
Kategori Günce

Mezuniyet sonrasında memleketim Çanakkale’ye taşınarak yeni bir dönem başlatacağımı düşünüyordum ve zor fakat keyifli zamanlar geçireceğimi sanıyordum, ümit ediyordum. Fakat hiç de öyle olmuyor. Son bir ayın bilançosu benim için bayağı ağır oldu. Olumlu olmaya çalışıyorum, uğraşıyorum, çabalıyorum. Zaman zaman başarabilsem de üst üste gelen şeyler, etrafımda olup bitene sağlıklı bir şekilde bakabilmeme çok fazla olanak tanımıyor.

Hayatımın 07.2010 dönemine ait bilançosu şöyle;

  • Mezun olduğumu sanıp olamamak. ( detaylı açıklamayı ayrıca yapacağım )
  • Ufak çaplı bir aile faciası.
  • Hayatımda hala en çok değer verdiğim, dostluğunu kaybettiğim, güzel insana ait bir kırık kalp.
  • Kendi kırılmış kalbim.
  • Kırmış olduğum büyük bir pot ve bunun mahcubiyeti.
  • Asosyal bir hayat.

Düşündükçe, aklıma şemsin şu kuralını getiriyorum;

- Ondördüncü Kural:
Hakk’ ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine teslim ol.
Bırak hayat sana rağmen değil, seninle beraber aksın.
“Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir” diye endişe etme.
Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?

Sanırım henüz hayatımı yeterince alt üst etmeyi başaramadım…

İhtiyacım olan, aradığım ve özlediğim düşünce yapısını biliyorum fakat bunu da yine kendi seçimimle elimin tersiyle ittim.

Umarım tek başıma bazı şeylerin üstesinden gelebilirim.

Ha gayret…

Dinlenen Bir Nefes

Pazar, Ağustos 1, 2010 23:19
Kategori Müzik

Dokundu be…

Dinlen bir nefes al koynumda
Aşkım durulup yüreğim susunca giderim

Uslan gönlüm artık yorulma
Yoksun yanımda
Hangi masaldan geçeyim

Yoluma yolundan akıp giderim
Yüzüne içimden bakıp eririm
Sesini sesimden tanır bilirim
Gözüne gözümden akıp gelirim

Dinlen bir nefes al koynumda
Aşkım durulup yüreğim susunca giderim

Çanakkalede Bir Gün

Cuma, Temmuz 30, 2010 23:38
Kategori Günce
  • Sabah uyanılır.
  • Yüz yıkanır, diş fırçalanır.
  • Kahvaltı edilir.
  • Bilgisayar başına oturulur, facebook, twitter gibi ortamlarda neler dönmüş incelenir. Gündemden haberdar olmak için bilimum haber siteleri dolaşılır.
  • Bir kaç web sitesi projesi üzerine biraz çalışılır.
  • Sıcaktan bunalan bünyeye, öğle şekerlemesi tedavisi uygulanır.
  • Bilmemkaç saat uyunur.
  • Uyanılır.
  • Sosyal medya takip edilir.
  • Akşam sporu yapılır. ( Pazartesi – Çarşamba Yüzme, Salı – Perşembe Fitness, Cuma Fitness & Yüzme )
  • Akşam yemeği yenilir.
  • Web projeleri için tekrar iş başı yapılır.
  • Can sıkıldıkça internet üzerinden sosyalleşilmeye çalışılır.
  • Bunalınca Özgürlük Parkına çıkarak boğaz manzarası eşliğinde efil efil esen rüzgar ile yürünür, zihin temizlenir.
  • Alternatif olarak babanın arabası alınır, yüksek sesli ve ruh haline uygun müzikler eşliğinde uzun bir Çanakkale turu atılır.
  • Eve gelinir, internet üzerinden tekrar sosyalleşmeye çalışılır.
  • Uyunur…

Not: Tüm bu yapılanlar sırasında müzik vazgeçilmezdir.

Le Vent Nous Portera – Rüzgar Bizi Sürükleyecek

Çarşamba, Temmuz 28, 2010 16:01
Kategori Müzik

Je n’ai pas peur de la route
Faudrait voir, faut qu’on y goûte
Des méandres au creux des reins
Et tout ira bien là
Le vent nous portera

Ton message à la Grande Ourse
Et la trajectoire de la course
Un instantané de velours
Même s’il ne sert à rien va
Le vent l’emportera
Tout disparaîtra mais
Le vent nous portera

La caresse et la mitraille
Et cette plaie qui nous tiraille
Le palais des autres jours
D’hier et demain
Le vent les portera

Génetique en bandouillère
Des chromosomes dans l’atmosphère
Des taxis pour les galaxies
Et mon tapis volant dis ?
Le vent l’emportera
Tout disparaîtra mais
Le vent nous portera

Ce parfum de nos années mortes
Ce qui peut frapper à ta porte
Infinité de destins
On en pose un et qu’est-ce qu’on en retient?
Le vent l’emportera

Pendant que la marée monte
Et que chacun refait ses comptes
J’emmène au creux de mon ombre
Des poussières de toi
Le vent les portera
Tout disparaîtra mais
Le vent nous portera

Yoldan korkmuyorum
Tadına varmak, görmek gerekecek
Göğüs boşluğunda zikzaklar
Ve herşey iyi olacak
…orada

Rüzgar bizi taşıyacak
Büyük Ayı’ya mesajın
Ve yarışın yörüngesi
Kadifeden, yumuşak kısa bir an
Hiçbir şeye yaramasa da
…git

Rüzgar onu götürecek
Herşey yokolacak ama
Rüzgar bizi taşıyacak

Okşayış ve mermiler
ve bu felaket bizi çekip duran
Başka günlerin sarayı
Dünün ve yarının

Rüzgar onları taşıyacak

Omuzdan geçmiş genetik
Atmosferdeki kromozomlardan
Galaksilere giden taksilerden
Ve benim uçan halım der ki

Rüzgar onu götürecek
Herşey yokolacak ama
Rüzgar bizi taşıyacak

Ölü yıllarımızın bu kokusu
Birgün kapını çalabilir
Kaderlerin sonsuzluğunda
Biri ortaya konur, peki karşılığında ne alıkonur?

Rüzgar onu götürecek
Deniz yükseldiğinde
ve herkes kendi hesabını yaptığında
Gölgemin derinliklerine
Senin tozlarını götüreceğim

Rüzgar onları taşıyacak
Sen yokolacaksın ama
Rüzgar bizi surkleyecek

Yer, Yön, Yol

Pazar, Temmuz 11, 2010 2:07

yer, yön, yol", s. 69-76

Yol, kendine bir yer bulamamış
kişinin özlemidir.

Kendi yerini yerleşiklikte
bulamayan kişi,
onu yolculukta arar.
Nasıl, bir yer, bir yolun başı ya da sonu;
bir yol da, bir yerden önceki ya da sonraki
bir durumsa — kişinin durumu da,
hep, öyle, ya da, böyledir…

Yerini yitiren kişi,
yola çıkmak zorundadır.

Devamını okumak için tıklayın »

Bir son, bir çok başlangıç. Sırada ne var ?

Perşembe, Temmuz 1, 2010 20:22
Kategori Günce

“Sevgili günce, naaabeeer” diye acayip yılışıkça bir giriş yapasım var :) Höst ülen dediğini duyar gibiyim, beni o kadar çok ihmal edip ne bu samimiyet desen, hakkındır, ne desen yeridir. Ama bir sor hele neden yazmadım :)

Hayatımda önenmli değişiklikler meydana geliyor bu aralar. Öncelikler, 5 yıllık üniversite lisans eğitimimi tamamlayarak Yıldız Teknik Üniversitesi, Metalurji ve Malzeme Mühendisliği Bölümünden mezun oldum. Çok zorlu bir sene sonunda, alttan olan dersler, ödevler, proje ve tezler derken, alnımın akıyla okulumu uzatmadan bitirebildiğim için çok mutluyum. Aynı yolda ter döktüğüm sevgili metalurjist dostlarıma varlıkları için teşekkürü borç bilirim efendim, bana güç verdiniz.

Devamını okumak için tıklayın »

Martenziter GMC Deneyimlerini Anlattı

Çarşamba, Mayıs 12, 2010 10:17

Daha önce GMC öykümüzden burada ve burada bahsetmiştim, o yüzden çok lakırdı yapmadan sadede gelmek istiyorum bu sefer :)

GMC Türkiye organizatörü Realta’nın, üniversite öğrencilerine yönelik hazırlamış olduğu, iş dünyasına hazırlayan gazete sloganıyla yayın yapan “Businews“de bir röportajımız yayınlandı. Bunu sizlerle paylaşmak istedim :)

Martenziter GMC Deneyimlerini Anlattı

Businews sponsorluğunda yarışarak Global Management Challenge  2009 Türkiye 6.sı olan, Yıldız Teknik Üniversitesi Metalurji ve Malzeme Mühendisliği öğrencileri;  Şevki Erinç Çelikset, Fatih Denizalp, Özgür Üzden ve Burak Sarıkaya’dan oluşan Martenziter ekibi GMC deneyimlerini anlattı.

Soldan sağa: Erman Akdeniz (Businews), Fatih Denizalp, Melis Gökkaya (Schneider Electric), Şevki Erinç Çelikset, Burak Sarıkay, Özgür Üzden ve Ali Ayaz (Realta)

Devamını okumak için tıklayın »

Tarihe Tanıklık Etmek – 1 Mayıs 2010

Cumartesi, Mayıs 1, 2010 22:43
Kategori Günce, Gündem

Bugün Türkiye için tarihi bir gün ve 1 Mayıs 2010 tarihi bir kenarlara not alınacak gibi duruyor. 1977 yılındaki kanlı 1 mayıs kutlamaları! üzerinden 32 yıl geçtikten sonra, sahipleri tekrar Taksim meydanına kavuştular, halk Taksim ile tekrar kucaklaştı.

Küçükken babamla 1 Mayıs İşçi Bayramı kutlamalarına katılırdık. Babamın siyasi görüşü, ideolojisi bir yana bol kavgalı ve maceralı geçmiş gençlik yıllarından sonra içindeki anarşist ruhu yansıtabildiği yegane alanlardan biriydi 1 Mayıs Kutlamaları. Çanakkalede uzun bir kortej oluşturup sloganlar eşliğinde Cumhuriyet Meydanına yürürdük, Cumhuriyet Meydan’ı Çanakkale’lilerin meydanıydı, tıpkı Taksim Meydanı’nın İstanbulluların Meydanı olduğu gibi.

Lakin Cumhuriyet Meydanı hiç ellerinden alınmamıştı Çanakkale’lilerin ya da hiç yüzbinler toplanmamıştı orada, hatta yüzbinler toplanmışken, kalabalığa yaylım ateşi de açılmamış, arabalar yerlerde sürünen insanların üzerinden geçirilmemiş, canlara kıyılmamıştı. Ama babam bilirdi o acıyı, yaşardı her andığında, tıpkı işkence gören arkadaşlarını ya da gencecik yaşlarında canlarına kıyılan devrimci gençleri hatırladığı gibi.

Devamını okumak için tıklayın »

Facebook ve Like Butonu

Pazartesi, Nisan 26, 2010 10:14
Kategori İnternet

Facebook devamlı yenileniyor, tasarımını değiştirmese bile, internetteki diğer web siteleriyle olan etkileşimini arttırmaya çalışıyor. Bu yolda facebook’un geliştirmiş olduğu son yenilik, diğer web sitelerinde çok yakında görmeye başlayacağımız “like” butonu olacak. Doğru duydunuz, Facebook içinde deli gibi kullandığımız bu butonu, artık herhangi bir web sitesinde görebileceksiniz ve kimin hangi siteyi sevdiğini, takip ettiğini, hangi yazıyı beğendiğini o an anlayacaksınız. Facebook’un sahibi Mark ( Zükerberg mi neydi, çok da umrumda değil, sinir oluyorum bu adama ) bu hareketle, sosyal medyanın gerçek dünya ile etkileşimini arttıracağını felan söylemiş, nasıl oluyor anlamadım :)

Neyse, Mark’ı sevmesem de, facebook güzel bir araç, yiğidi öldür hakkını ver demişler. Ben de bu like işi nasıl, faydasını görürmüyüm diyerek bloguma deneme amaçlı yerleştirdim. Eğer verim alabilirsem kalır diye düşünüyorum.

Bu yazıyı da o yüzden yazıyorum :) Yukarıda kaç yorum yazdığının hemen altında like butonunu görebilirsiniz. Benim için denermisiniz ? :)


Get Adobe Flash playerPlugin by wpburn.com wordpress themes