14.07.2011 – Hamburg Hatırası
Çarşamba, Ağustos 3, 2011 0:50Yazan: Ceyda Başak SAYILGAN & Özgür ÜZDEN
Sabah Ozgür’ün de Istanbullardan gelip aramiza katilmasi ile birlikte gunlerdir merak edip heyecanlandigimiz yolculugumuza baslamaya hazirdik. Guzelce kahvaltimizi yaptik; ac kalmamak ugruna tika basa midemizi doldurup bir yandan da gec kalmamamak icin kosusturmaya basladik. Yasemin ve benim uc gundur tecrube ettigimiz gun boyu ac kalma etkinligine son vermek icin kahvalti sirasinda bir suru sandvic yapip yanimiza aldik ve cokta iyi yapmisiz.=)
Artik her sey hazirdi ve yola cikma zamanimiz gelmisti; Nutella, Milka ve Beer olarak rotamizi Hamburg’a cevirdik. Zek ve Erkutcan olmadan ilk harita kullanma deneyimimizi yasadik ve basarili oldugumuza inaniyoruz. Bu yorumu nasil mi yaptik; 10 dakikalik mesafeleri 3 saat yuruyerek uzatmadik, dogru trenlere binerek tren istasyonlarinda kovalamaca oynamadik ya da ‘evet bu taraftan gitmemiz gerekiyor’ dedigimizde genelde dogru taraf oldu (Berlin’de ki macera dolu yuruyus anilarimizi Berlin’de biraktik yani). – Neyse bunlari bir kenara birakalim simdi Marcus’a ve Timo’ya (dogru mu yazdik bilemedik ama okundugu gibi iste) olan saygimizdan sevgimizden=)
Evet trenimiz 9.25′te Berlin Hauptbahnof’dan kalkti ve guzel, hafif uykulu, az biraz sohbetli bir yolculuktan sonra 12 sularinda Hamburg Hauptbahnof’a gelmistik; fakat problem midir degil midir bilemedik ama olmamiz gereken saatten tam 2 saat once gelmistik. Ilk isimiz bir Hamburg haritasi edinmek oldu – nede olsa etrafta yol soracagimiz amcalar, dayilar, teyzeler yoktu.
Sevgili Julie’nin bize soyledigi ilk gorev uzerine Hamburg’daki ‘Haus der Jugend Billstedt (Genclik Evi) ‘e gidip Lena Thombonsen ile gorusecektik. Olmamiz gereken saatten bir sure once orada olsak da samimi bir ofiste genclik evi calisanlari Lena, Hugo. Berivan ile genclik evinin esas sahibi genclerden Emre ve ve Irem ile sohbetimize basladik.
Oncelikle Genclik Evi’nin calisanlarindan olan Hugo ve Berivan genclik evinin yapisi ve isleyisi gibi konulardan bizleri bilgilendirdi. 9- 21 yas arasindaki genclere hitap eden bu ev donem donem sayilari degisen 30 – 60 gence hizmet veriyor. Direkt devlet tarafindan, genclik bakanligi, desteklenen bu kuruluslarin en onemli tanitimi sekli ailelerden ailelere yani halkin gerceklestirdigi sozlu reklam ile oluyor. Genclik evlerinin kurulus hikayesini dinledigimizde ise, ikinci dunya savasi sonrasinda gencler arasinda yaygin durumda olan nazizmi bertaraf etmek amaciyla acildigini ogrendik. Zaman icerisinde toplumsal sorunlarin degismesi ile su anki yapilarina evrilmis olsalar da, farkli eyaletlerde yine farkli amaclara yonelik genclik evleri mevcutmus. Ailelerinde, okullarinda ya da cevrelerinde sorunlari bulunan genclerin bos zamanlarinda buraya gelerek bu sorunlarindan uzaklasirken kisisel gelisimlerine katki saglamak genclik evinin esas amaclarindan biri. Ayrica genclerin sokakta gecirecekleri zamani burada cesitli sosyal etkinliklerle gecirerek kotu aliskanliklardan da uzak tutuluyorlar. Tanistigimiz genc arkadasimiz Emre su anda 19 yasindaydi ve 15 yasindan beri geldigi bu genclik evinde kendisinin yasadigi degisimi anlatmaktan keyif aliyordu, ayni sekilde biz de dinlemekten. Cunku Emre buraya ilk geldiginde problemleri olan ve cok sinirli, agresif bir gencmis. Simdiki Emre yani bizim tanistigimiz Emre ise gayet sicak kanli, samimi ve sinir ile uzaktan yakindan alakasi olmayan bir gencti. Ayrica su anda burasi sayesinde harika bir ascilik ve dans yetenegi kazanmis. Dans yetenegini gorme firsatimiz olmadi fakat oglen yemeginde yapmis oldugu borekler ve menemen ile kendimizden gectik.
Emre once – sonra
Yapilan faaliyetler sayildiginda ise hem genis bir etkinlik secenegi, hem de harika imkanlarin sunuldugunu gorduk. Muzik basta olmak uzere pek cok sanatsal faliyet genclerin kullanimina sunulmustu. Sizler icin genclik evinden bu etkinlik mekanlarini ve faaliyetleri aktarabilecek atolyelerin fotograflarini cektik ve keyifle paylasiyoruz.
Buyuk halini gormek icin fotografa tiklayin.
Genel anlamdaki bilgilendirmelerin yaninda Lena ile ‘Ready for job training’ yani genclere meslek edindirmek ve cvlerine katki saglamak icin yapilan calismalar uzerine sohbet ettik. Bu proje sayesinde gencler mesleki hayata hazirlanmakta, mesleki egitim alma, ayrica is hayatlarinda cok buyuk bir avantaj olacak staj yapma sansi bulmaktalar. Bu konuyu daha iyi anlamamiz icin bu programdan yararlanan Irem bize yasadiklarini anlatti. Irem buro isleri üzerine calismak istediginden ve ‘Ready for job training’ projesi ile staj yaparak cvsine katkida bulundugundan bahsetti.
Genclik Evi’nde yaptigimiz soylesilerin disinda da gecirebilecek cok zamanimiz oldu ve oraya gelen gencleri inceleyip, nasil bir hayat surduklerini, neler yasadiklarini az cok anlamaya calistik. Genel olarak boyle yerlere ne kadar ihtiyac oldugunu ve aslinda her seyin cokta mukemmel olmadigini gorduk. Ilk olarak yaslari cok kucuk olmasina ragmen konusmalari, tavirlari olduklari yastan cok daha farkli bir sekilde yasayan cocuklar goze carpiyordu. Bir yandan top oynamak isteyen, kosusturmak isteyen kucuk bir cocuklar; ama diger yandan olgun durmaya calisan, biraz daha buyuk gozukme arzusuyla farkli bir sekilde davranan kocaman insanlardi. Ikinci durum ise her birinin Turkce bilmesine ragmen uzun bir sure bizimle Turkce konusmak yerine kendi aralarinda Almanca konusarak sonra bize cevirilmesini beklemeleriydi. Samimiyetimiz arttikca cat pat olan, unutulmaya yuz tutmus Turkceleri ile bizimle sohbet etmeye basladilar. Aslinda ne kadar zor oldugunu gorduk ne Almanya’da yasayan bir vatandaslar ne de Turkiye’ye geri donmeye cesaret edebilecek kadar Turkler. Bu sekilde karmasik bir durumun ortasinda kalan cocuklar, gencler nasil peki? Kendilerine olan ozguvenlerini arttirmak icin destege, oteki olma hissini icsellestirerek kendi hayatlarini ve cevrelerindeki hayatlari tehlikeye atmamalari icin esit sartlarda degerlendirilip sosyal hayata katilmalarina ve tavirlarindaki zaman zaman ortaya cikan agresif yapinin kirilmasi icin aslinda onlarinda her zaman bir cocuk bir genc oldugunun hatirlatilmasina ihtiyaclari var. Bu durum sadece onlarla ilgili degil tabiki ve onlarin akillarinda yer eden sadece kendi hayatlari degil;bir de aileleri var. Zorluklar sadece kendinilerini adapte etmekle bitmiyor; cunku evde yasadiklari hayat ile sokaga ciktiklarindaki hayat birbirinden tamamen farkli. Bu durumda aitligini hissettigi kulturunu, yasantisini evinde birakip sokakta yabanci olmaktan korktugu kulturu sahiplenmeye calisiyorlar. Tum bunlar bir cocuk ya da bir genc icin zaten daha yabanci oldugu hayati anlayip yasayabilmek icin yeterince agir degil mi? Iste tum bunlari dusundugumuzda aslinda Genclik Evleri’nin ne kadar onemli oldugunu anladik.
Genclik Evi hakkinda yaptigimiz soylesimiz sona erince yine yollara koyulduk. Ve kalacagimiz hosteli bulmak icin Max-Brauer-Allee Strasse’ye yoneldik. Otobus yolculugumuzda dikkatimizi ceken en buyuk ayrinti otobus icerisinde bir kitapligin olmasiydi. Otobusten inip hostele dogru yururken bir barin onunde biri bize merhaba dedi ki suan o biri degil bize her konuda yardimci olan, guzel sohbetleri ile bizi aydinlatan Yasin’di. Yasin ondokuz yasinda Istanbul’a gelmis ve yaklasik on senedir burada yasayan bir Turk. Suan Max-Brauer-Allee Strasse kosesinde guzel bir bar isletiyor. Barin onundeki guzel sohbetimiz birbirimizi tanimayla basladi ve ardindan aslinda bizimde merak ettigimiz ki yasamadigimiz icin bilemedigimiz ‘Almanya’da Turk olmak’ konusuyla devam etti. Hemen barin oldugu sokakaktaki evine davet etti bizi ve uzun zaman sonra ev ortaminda cay icmenin tadina vardik ve tabiki bir yandan da sohbet. Yine cok umut dolu ve cok ic acici bir sohbet olamadi ne yazikki; cunku ‘yabanci olma’ gerceginin baskinligi mutluluklari, huzur icinde birlikte yasama hayallerini en derinlere itmisti. Yasin Almanya’da sadece Almanlar’in Turklere ya da Turkler’in Almanlara karsi olan onyargilarindan degil ayrica Turklerin kendi icerisinde birbirlerine karsi olan on yargilardanda bahsetti. Ilk olarak Alman-Turk ayriminin ve bunun sonuclarindan bahsetmek gerekirse bunun karsilikli oldugunu belirtti. Kendi hayatindan ornekler vererek bize bir kac aciklama yapti. Kendi barina genelde Alman arkadaslarinin geldigini ve onu cok sevdiklerini soyledi; fakat alkol miktari artip gercekler ortaya ciktikca Alman arkadaslarinin ‘sen farklisin ama siz Turkler yokmu…’ kaliplari ile baslayan cumlelerini her zaman duydugunu belirtti. Daha once hic bahsetmedigimiz ise Turklerin kendi aralarinda olan farkliliklari ve bunun uzerinden olusan kutuplasmalari. Yasin’in soyledigine gore Turkiye’de var olan meshepler uzerinden ya da siyasi dusunceler uzerinden yapilan ayrimcilik Almanya’da daha sert ve daha belirgindi. Aslinda bu icinde cok buyuk bir celiskiyide barindiriyor; mesheplerin, siyasi dusuncelerin farkli bir ulke de anlamini yitirmesi gerektigini dusunurken tam tersi bir sekilde bunun guclenmesi oldukca karmasik bir durum. Suan buna bir cevap aramaya calisiyoruz ama gercekten zor ve ciddi anlamda dusundurucu bir durumla karsi karsiyayiz. Sorun sadece Almanya’da Turk olmakta ya da herhangi bir baska ulkede gocmen, multeci olmakta degil; sorun, ciddi anlamda sahiplenerek olusturdugumuz kimliklerimiz ve bu kimligin disindaki her seyi hice sayip digeri olmaya itmemizdendir. Katildigimiz proje ile belki birazda bu noktada dusunmemiz gerekiyor ve neleri degistirebilecegimizi.
Gelelim eglenceli kisma; Yasin’in rehberliginde Hamburg’da gorulebilecek her yere gitmeye basladik. Caylarimizi icip gezmek icin ciktigimiz sirada hafiften bir yagmur basladi, biter dedik gecer dedik hicbiri olmadi ve deli gibi yagmaya basladi. Yarim kalan yolculugumuz sirasinda gorduklerimizde bizim icin oldukca ilginc ve eglenceliydi. Istiklal Caddesi’ne benzeyen bir cadde olan Schanzenviertel’de yuruduk, her yer barlarla dolu ama hafta ici oldugu icin her yer bombostu. Sonra limana dogru inmek icin yurumeye basladik ve koskacabir sokagin sadece ‘erotik shoplar’a ayrildigini gorduk=) Yanyana onlarca dukkan bu sektor ile ugrasiyor. Yaraticilikta sinir taninmayan urunleri ile Hamburg’un gozde mekanlari oldugunu ogreniyoruz. Bunun ardindan yurumeye devam ediyoruz; fakat yagmurun artik inanilmaz sekilde yagmasi gezimize devam etmemizi engelliyor. Bizde hep birlikte Yasin’in barina gidip biralarimizi yudumlamaya basliyoruz. Gunun bu tatli, bol sohbetli, samimi kapanisi bize aslinda ne milliyetlerin ne dusuncelerin ne kokenlerin ne de mesafelerin aslinda bir insan gercekten paylasmak istediginde hicbir seyin buna engel olamayacagini gosterdi. Bu unutulmaz gun icin hepimiz Yasin’e cok tesekkur ediyoruz.
You might also like
|
|
|
|
|







Almanya Güncesi – Derleme | Ozgur Blogcu - Ozgur Uzden ne demiş:
Ağustos 4th, 2011 at 13:31
[...] 14.07.2011 – Hamburg Hatırası [...]