Fabrika Anıları – 1
Salı, Kasım 9, 2010 19:25Çok oldu buraya yazamayalı. Hayat telaşesi, koşturmacası derken el değmiyor bazen. Buraya birkaç kelam etmediğim 2 ayın ilk ayı gerçekten yazmaya değer pek birşey yoktu. Son 1 aydır ise yazacak çok şey var da… Vakit yok.
Yaptığım ufak iş seyahati ( Diyarbakır, Malatya, Kahramanmaraş ve Gaziantep ) hakkında özellikle yazmak istediklerim var fakat biraz daha bekletmek zorundayım, elim değmeyecek. Bu sefer yorumsuz, yaşadığım ve etkilendiğim iki diyaloğu paylaşmak derdindeyim.
Bilenler bilir, zeytinyağı üretimi üzerine bir aile şirketimiz var. Orfion markasıyla yavaş yavaş iç piyasaya girme isteğindeyiz. Şu anda da tam zeytinyağı üretim sezonu. Gece gündüz demeden çiftçimizin getirmiş olduğu zeytinlerden sofralarınıza sunmak üzere yağ üretiyoruz. An geliyor etraf zeytin ve bunu üreten çiftçi amcalarımız teyzelerimizle dolu oluyor, hoş sohbetler dönüyor, uzun uzun konuşuyor laflıyoruz.
Bu sohbetler sırasında arada beni hayretlere düşüren diyaloglar da geçmiyor değil tabi ki. Bunlardan birkaçını paylaşmak derdindeyim.
Diyalog 1: 5 sene sonra üniversite sebebiyle bulunamadığım fabrikada ilk defa bu sezon çalışıyorum. Beni görenler tanışanların ilk tepkisi çoğunlukla “Biz seni tanımıyoruz, kimsin sen” oluyor. Benim de buna cevabım ” Üniversite için istanbuldaydım 5 senedir, şimdi bitince okul geldim buraya çalışıyorum. ” demek oluyor.
Geldiğim ilk gün, makineleri ve operatörlüğü öğreniyordum. Kıdemli operatörümüz Enver abi şunu böyle yap, böyle olursa şöyle olur gibi hararetli bir şekilde anlatıyor bana ve ben ders dinler gibi dinliyor bir taraftan da makinaları çalıştırıyor, gerekli müdahaleleri yapıyorum. Bir ara müşterinin biri gelip yine yukarıda muhabbetin dönmesine sebep verdi ve sonrasında sohbet devam etti.
Amca: Eee, şimdi yeni mi öğreniyorsun makinaları.
Ben: Evet amca, öğrenemedim bu zamana kadar gelemediğim için naparsın.
Amca: Kim öğretiyor, bu mu ( hiper süper operatörümüzü göstererek )
Ben: Evet amca, enver abi bir numaradır bu işte, herşeyini bilir.
Amca: Eee, şimdi cahil adamdan emir alıyon iyi mi, zoruna gitmiyor mu? ( Suratta ebleh bir gülümseme, bende ise “nooluyoruz destur” şaşkınlığı )
Ben: Olur mu amca, bu işi değil Çanakkale’de Türkiyede ondan iyi yapacak adam zor bulursun.
Amca: Öyle mi… Allah allah bak seeen.
Ben: Öyle tabi amca, bir numaradır o bu işte. Seni beni cebinden çıkarır.
O sırada allahtan makinaya müdahale etmem gerekti de sohbet orada sonlandı zira sinir katsayım yükselmişti. Bu arada amca bilmiyordu ki enver abi üniversite mezunuydu…
Diyalog 2: Dün akşam da bir ninemle sohbet ettik. Altında şalvar, terlik, kocaman göbeği ve kısa boyuyla şirin mi şirin, yanakları öpülesi bir nine. Nine diyorum, teyze demiyorum
Anlayacaksınız.
Nine: Evladım sen kimsin.
Ben: Erdinç’in oğluyum teyzecim.
Nine: Bak sen, çok benziyorsun zaten ondan sordum, ben dedeni de bilirim, babanı da 40 yıldır bilirim ( ki babam 51 yaşında, çocukluğunu biliyor ) , aynı babanın gençliğisin.
Ben: Öyle nine, herkes benzetiyor, çok benziyoruz dimi
Sohbet ilerler…
Nine: Bak evladım, üniversiteni bitirmişsin mühendis olmuşsun, şimdi git Amerikaya masterını yap, ingilizceden sonra bir de üstüne almanca öğren. Ben okuma yazma bilmem ama ingilizce bilirim, bilirmisin.
Ben: Aaa, maşallah teyze, bir dil bir insan derler.
Nine: Geçenlerde iskeleye gittik, domates satmaya. İki tane turist geldi, “bedruum” dediler, yatak istiyolar dedim otele götürdüm. Otelci bilmiyor ingilizce. “iz it kiliyir” dediler, temiz mi diyorlar dedim, gösterelim dedi otelci, “luk yorself” dedim, çıktılar baktılar, sonra “veri veri kiliyin” dediler, çok temizmiş diyor dedim. “Glas of votır” dediler, su istiyor bunlar su ver hele dedim, “tenk yu” dediler teşekkür ettiler.
Ben: **??\\–^^++%% ( Hayretle dinliyorum )
Nine: Bak ben okuma yazma bilmem, imza atmam atamam.. Ama kimseye de kefil olmam, iyi ki okuma yazma bilmiyom da imza atamıyom, babam gelse kefil olmam, sen de olma. Aman he, paran varsa ver sevap işle, yoksa hadi yallah de, herkesin rızkı kendine ama imza atma heee, bak ben okuma yazma bilmem, atmam imza hiç…
Ben: **??\\–^^++%%
Sohbet biraz daha sürer konu değişir, mahsule gelir.
Ben: Teyze zeytinler nasıl, var mı zeytin.
Nine: Bende çok yok bu sene evladım, kestirdim ağaçların birazını. 19 daire verecek mütahit şimdi oradan. Bitane daha var, onu da kestircem, oraya da 60 daire veriyor.
Ben: Maşallah teyze, allah daha çok versin
**??\\–^^++%%
Nine: Bak ben sana bunu diyorum niye diyorum. Ben ellerimlen kaza kaza, çapaynan yaptım bunların hepsini. Çapamı vura vura oğlumu makine mühendisi yaptım, şimdi mastır yapıyor. Kızımı da öğretmen yaptım. İki çocuk kendimin okuttum, 18 tane de sevabına okuttum senin gibi delikanlıları, güzel kızları. Hep çalıştım, hep yardım ettim, allahım da bana yürü ya kulum dedi. ( Suratında mutluluk ve dünyanın en tatlı gülümsemelerinden biri )
Ben: Teyze inşallah hepimize verir, çalışınca olur, maşallah, maşallah
( Yüzümde, yüreğimdeki hayranlığın meydana getirdiği gülümseme )
Nine: Ben sana bunları anlatıyorum, yarın öbür gün Ninem bana böyle böyle demişti dersin, nineni hatırlarsın emi evladım, hep çalış, çalışanın dilediği olur…
Okuduğumuzu anladık mı?
1- Diyalog 1′de söz konusu durum hakkında hissettiklerinizi tek kelime ile paylaşırmısınız?
2- Diyalog 1′deki durumdan kendinize çıkardığınız sonuç nedir?
3- Diyalog 2′yi okuduğunuzda, aklınıza gelen bir ata sözünü ya da deyimi paylaşırmısınız?
4- Diyalog 2′nin ana fikri nedir?
You might also like
|
|
|
|
|

oriflame_kayıt ne demiş:
Kasım 15th, 2010 at 04:18
Güzel bir makale,emeğine sağlık
Fabrika Anıları – 2 | Ozgur Blogcu - Ozgur Uzden ne demiş:
Aralık 3rd, 2010 at 00:10
[...] Fabrika Anıları – 2 Cuma, Aralık 3, 2010 0:08 Kategori: Günce Yorum yok Fabrika Anıları yazı serisi devam ediyor. Bir önceki yazıya buradan ulaşabilirsiniz: Fabrika Anıları – 1 [...]