Mini Yunanistan Turu Güncesi

Bilenler bilir, her zaman yollara yüklediğim farklı bir anlam olmuştur. Hem hayatı bir yolculuk olarak gördüğümden hem de hayatımın önemli bir kısmının yollarda geçmesinden olsa gerek. Bu sefer, keyifli bir yolculuğun ardından yol güncesi ile buraya biraz karalıyor olmak bu yüzden beni heyecanlandırıyor.

Bu seyahatin fikri, Ortak’ım dediğim ve bundan sonra yine yazımda ortak olarak bahsedeceğim sevgili arkadaşım Seda’da, patron demeye ağzımızın doymadığı Burak ile üçlü bir kahvaltı sonrası kahve keyfi yaparken ortaya atıldı. Malumunuz, bu ülkede mübadele acısını yaşamış pek çok ailenin torunları, o acıyı bilmemekle birlikte ballandıra ballandıra “biz Selanik göçmeniyiz aslında” şeklinde kökenlerini vurgulamakta. Hatta o kadar ki, sevgili Catherine Ecem’e göre bu ülkede herkes Selanik göçmeni (buradan kendisine selam olsun).  Bizim seyahat hikayemiz de biraz bu kafayla ortaya atılmış bir, “e hadi gidelim madem o topraklara da görelim” şekliyle bir anda gaza geliş ile başladı. Salı olan 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nın tatil kısmından yararlanıp, p.tesiyi de bağlayarak 4 günlük bir kaçamak yapabiliriz dedikten sonra, diğer yol arkadaşlarımız güzel insan Merve Seda (M.Seda) ve sevgili Demet’in (Demo) de katılışıyla yol ekibimiz tamamlanmış, vizeler pasaportlar hazırlanmış bir şekilde seyahat başlangıcını bekler olduk.

Seyahatimizi otomobil ile yapacağımız için, öncesinde bazı evrakların hazırlanması gerektiğini öğrenmiştik, internette kolayca bulunabilecek olmakla birlikte, benzer bir seyahat yapmak isteyebilecekler için paylaşmakta fayda görüyorum;

  1. Schengen vizeli pasaportlar

  2. Sigorta (yeşil A4 sayfa) Resmi adı Uluslararası Trfik Sigortası (Green Card).

  3. Uluslararası ehliyet. Sadece şoför için gerekli. TURING’den alınır. İpsala sınır kapısında TURING ofisi mevcut. Gerekli belgeler : Ehliyet, 2 foto, TC Kimlik No.lu kimlik (ehliyette TC Kimlik No yoksa).

  4. Araç ruhsatı (Türk gümrüğünde gerekli).

  5. Aracın ruhsattaki sahibi şoför DEĞİLSE, aracın sahibinden şoför adına noterden çıkarılmış vekaletname (bunu Yunan tarafı değil, çıkışta Türk bazen tarafı soruyor – araç ilk defa çıkıyorsa sorma olasılıkları çok yüksek, belge olmazsa aracı çıkarmazlar).

  6. Kasko – OPSİYONEL.- Uluslararası alanda kaza yaparsanız buna istinaden gerekli.

Malumunuz, ben Gemlikte yaşadığım için, Cuma akşamı iş çıkışında İstanbul’a geçerek, fikrin filizlendiği eve katılış yaptım. Birkaç saat uyuduktan sonra, günü yememek için sabah saatlerinde İpsala sınır kapısında olmayı hedeflediğimizden, gün aydınlanmadan yola çıktık. Rotamızı ise iki gece Selanik, bir gece Kavala, dönüş yolunda da İskeçe, Gümülcine ve Dedeağaç ziyaretleri yapacak şekilde belirlemiştik.

 

Selanik Seyahat Rotası

Biraz uyku, biraz müzik ve biraz da sohbet ede ede birkaç saat süren bir yolculuk sonrasında Keşana yaklaşmışken yan aynamdan yükselen güneşin görüntüsü yolun keyifli geçeceğini müjdeler gibiydi. Güneşi gördükten kısa bir süre sonra ise ipsala sınır kapısına varmıştık.

Gunes

Sınır kapısından geçişimiz ve Yunanistana girişimiz İstenen evrakları teslim ettikten sonra beklemediğimiz kadar kolay oldu. Bizi endişelendiren tek şey, sınırdaki müthiş soğuk ve sisli havaydı. Fakat sınırdan sonra bizi Selanik’e götürecek otoyola bağlandığımızda Yunanistan bize yüzünü güneşle açtı ve tam yol ilerlemeye başladık. 2,5-3 Saat süren bir yolculuk sonunda mottomuz “Selanik merkez, kafasına göre herkes” cümleciğini seslendirmemize sebep olan tabela yolculuğumuzun ilk etabının bittiğinin haberini veriyordu.

selanik-center

Selanikte Kastoria Hostel isminde eski bir yunan hostelinde kaldık. Fiyatı oldukça uygundu, 5 kişi iki gece 128 Euro gibi bir rakam ile çıktık. Henüz ben gencim, kaldığım yer yıldızlı oteller olmak zorunda değil diyorsanız, tavsiye edilir. Otele yerleştikten sonra kendimizi selanik sokaklarına vurarak ufak bir şehir turuna başladık. Şehrin sahiline doğru çıkarak yürürken ara sokaklardan birinde masaların dizilmiş ve insanların mutlu mesut bir şekilde yemeklerini yiyerek sohbetlerini ettiklerini görünce, biz de o sokağa dalıverdik. Sokağın sonunda, birkaç tane  benzer sokağın bir araya geldiği, yine yemek yenip içilen, Ladadika meydanına varmıştık. Selanik’in en hareketli ve canlı bölümlerinden biri bu Ladadika meydanı ve etrafıydı ki biz de bu cazibeye ve lezzetli gözüken yemeklere – çok açtık – dayanamayarak bir masayı himayemize aldık 🙂 Yemeklerimizi ve yanında biralarımızı içerken – (uzo’yu sonraya bıraktık, zira yol yorgunu hafif bir şeylerle başlamak daha iyi oldu:) ) beş kafadarın da hem fikir olduğu bir konu vardı ki, Selanik kadınları da erkekleri de oldukça başarılı bir profil çiziyorlardı 🙂

Yemeğin üzerine yol yorgunluğunun da vermiş olduğu miskinlikle birkaç saat istirahat ettikten sonra, kapanmak üzere olan Atatürk’ün evine kısa bir ziyaret gerçekleştirdik. Fakat beklediğimi bulamadığımı söylemek durumundayım zira restore edildikten sonra – yerlere parke, duvarlara boya badana – içini bomboş bırakıp, bütün oda duvarlarına slaytlar ve Atatürk’e dair metinler yerleştirmişler. Benim görmek istediğim ya da beklediğim, bu bilgilerin yanında Atatürk’ün yaşadığı döneme ait birkaç parça yahut motif olmasıydı.

Sonrasında ise Navarinou meydanının yakınında ufak ama insanı sıcaklığıyla kendisine çeken bir lokantada , (Atatürk’ün evinin karşısındaki müze kafesinde, Türkçe konuşan dünya tatlısı bir bayanın tavsiyesi üzerine gittik) karnımızı doyurduktan sonra Selanik gecelerini keşfetmeye çıktık. Ladadika’da, kadıköy barlar sokağını andırması üzerine girdiğimiz  sokakların birinde boş bulabildiğimiz Pussy Cat isimli mekana girdik. Ayağımız bereketli gelmiş olsa gerek bizle beraber mekan doldu. Bizler de lokal olarak tercih ettiğimiz biralarımızın yanındaa mastika, tendura ve sipro (nasıl yazıldığını bilmiyorum) shotlarımızı içtikten sonra, müziğin de temposunun yükselmesiyle eğlenceli bir akşama doğru müziğin ritmine kendimizi bıraktık 🙂

Ertesi gün ise rotamızda, görmeyi çok istediğimiz Halkidiki vardı. Haritada üç parmak şeklinde gözüken kısma ilerleyip yöre köyleri dolaşarak uzun süre denizi aradık zira Halkidikiye gelip denize girmemezlik etmeyiz demiştik 🙂 Bu yüzden sahil şeridi arayışımız biraz uzunca sürmüş olsa da civar köylerin içinden dolaşarak yeşillerin arasındaki yollarda seyretmek benim oldukça hoşuma gitti. Tam sahil umudumuzu kesmiş ve ikinci parmağa doğru yol almaya başlamışken bulduğumuz sahil, yaklaştıkça bizi büyülemeye başladı.

20131027_132400[1]

Bu sezonda bomboş bulduğumuz sahile indiğimizde, acaba çok mu soğuk gibi düşünceler üzerinden varsayımlar yaparken frappelerimizi yudumluyorduk – oralarda frappe çok popüler. Soldan Sağa: Demo, Ortak, Ben, Patron, M.Seda

yunan-17

deniz

Söylemesi ayıptır, su harikaydı ve ekim sonunda böyle güzel bir kumsalda yüzmek çok iyi geldi. Yüzme faslımızı tamamladıktan sonra ise, halkidikinin orta parmağına doğru akşam yemeğimizi yemek üzere yola çıktık. Ufak bir sahil kasabası olan Marmaras bir sonraki mola yerimiz oldu. Yemeğimizi yerkenki manzaramız böyleydi 🙂

yunan-73

Gün batımı, yemek, dost meclisi her zamanki gibi güzeldi. Fakat gözüme çarpan bir görüntüyü hafızama atmakla kalmayıp, fotoğraflamadan da olmazdı diyerek masadan fırladığım gibi sinsi sinsi şu fotoğrafı çektim. Belki sadece zihnini boşaltıp bu enfes gün batımını keşfetmeye çalışıyordu o güzel kadın yahut düşünceler silsilesine dalmıştı bilemiyorum ama kendisine fotoğrafımın öznesi olduğu için müteşekkirim…

yunan-78

Yemeğimiz sırasında, Türkiye plakasını görüp içeri giren bir çiftin “Kesin Türkçe konuştuklarını duyarız, buradadırlar” deyişlerine kayıtsız kalamayarak “buradayız” demem ile sohbetimize iki misafirimizi daha dahil ettik. Kendisinin Selanik Başkonsolosluğu Ticaret Ataşesi Kemal Sinan Tüzün (Buradan kendisine selamlarımızı sunuyorum.) olduğunu öğrendiğimiz misarifimiz – ev sahibimiz ile eğlenceli, faydalı tavsiyeler dolu ve güzel bir sohbetin ardından yolumuza yine yollar bize memleket oldu. Selanike varışımızla birlikte, ortak’ın yakın arkadaşlarından olması vesilesiyle daha önce tanışmış olduğum sevgili Cansu’nun da bir tur ile Selanik’te olduğunu öğrendik ve tur kapsamında gittikleri tavernaya geçtik. Tavernada bol bol zeybetiko izlemenin yanında yer yer de ülkemizden göbek havaları eşliğinde eğlendik (bizim eğlencemiz karşısında dehşetengiz gözlerle bizi izleyen grubu unutamıyorum=) ), hanım arkadaşlarımızın kafasından güller bile boşalttık.. 🙂 (Artık sanırım tabak kırmıyorlarmış, gül döküyorlar)

Benim zeybetiko’ya dair en ilgimi çeken şey, dans eden kişinin karşısına mutlaka bir ya da birkaç kişinin çıkıp, diz çöküp o kişiyi müzik eşliğinde alkışlıyor olmalarıydı. İstinasız, kim oynarsa oynasın, karşısındaki kişi saygısını bu yolla ifade ediyordu. Belki farklı bir manası da vardır, bilen var ise bana da öğretsin zira henüz araştırma fırsatım olmadı 🙂

Bu şekilde hareketli ve zamanın nasıl geçtiğini anlamadığımız iki geceden sonra rotamızı Kavala’ya doğru çevirecektik fakat yola düşmeden önce Selanik’in tepesindeki kaleye çıkarak aracımızla kaybolmak suretiyle ufak bir eski şehir turu gerçekleştirdik ve üzerine ayılma kahvesi içtik. Şanssızlığımız, hava biraz sisliydi ve selanik manzarası yeterince temiz değildi. Kaleden sonra yol sorduğumuz yaşlı bir amcamızın, ingilizce konuşamaması ve Türk olduğumuzu anlamasıyla “Aaaa, sen Türk, sen bizim adam yaa” demesi yüzümüzü güldürdü 🙂 Görmemiz gereken son bir yer daha kalmıştı, beyaz kule. Onu görebilmek için ufak bir sahil turu yapalım demişken resmi bir tören sebebiyle çocuklu yaşlı ellerinde Yunan bayraklarıyla dolaşan insanların arasına TR plakalı araçla girmiş bulunduk 🙂 Kendi aramızda ufaktan bu duruma dair espriler döndürmüş olsak da sonrasında rahatlıkla beyaz kuleyi de gördük ve yola çıkmadan çok övülen ıspanaklı börek ile kahvaltımızı ederek Selanik faslını kapadık.

Ardından kısa bir yolculukla Kavala bütün şirinliği ile bizleri karşıladı. 140 bin nüfuslu bu şehir sessiz, sakin bir sahil kasabası. Şehire giriş kıvrımlı ve eğimli bir yoldan gerçekleşirken şirin evleri izliyorsunuz. Sahilden yürüme mesafesinde, kavala kalesini görüyorsunuz ve old town dedikler eski yerleşim yeri kalenin içinde. Şehrin en önemli görülecek yeri bu kale içi. Eski yerleşim yeri olduğu için, içindeki eski mimari yapıdaki evler bizi bizden aldı. Ayrıca kalenin içinde görülmesi gereken yerler arasında – bizim gibi akşam saatlerine bırakmazsanız – Mehmet Ali Paşa’nın evi var. Old town’dan ayrılırken hiç deniz kenarında balık sofrası kuracağım kafasına varmadan, bizim yaptığımız gibi kale içindeki ufak balık restoranlarını denemenizi öneririz. Hem lezzet hem de fiyat açısından biz oldukça memnun kaldık.

yunan-115

yunan-1-2

yunan-130

Ayrıca kale içerisinde rastladığımız birkaç hediyelik eşyacı var. Bizim alışveriş yaptığımız mağazadaki kadınla çok hoş diyaloglarımız oldu. Ufak bardaklar aldığımızı gören esnaf kadın’ın “Komşu alkoholik komşuuuu”  diye gülerek bardak tercihimizi yorumlaması yüzümde hala tebessüme sebep oluyor. Ayrıca, mekan sahibi beyin anne tarafı izmirli olup çat pat türkçesiyle de su su diyerek almış olduğumuz bardaklara sipro doldurması ve üzerine leziz üzümünden ikram etmesi aklıma kazınmış güzel anılardan 🙂

Kavala faslını da kapadıktan sonra dönüş yoluna çıktık. Tabi ki Kavala kurabiyesi almayı ihmal etmedik. Onu ise, Neu Karvali ismindeki Kavalanın hemen yakınında yol üzerinde olan ve ticaret ataşemizin önerdiği İosifidis isimli, içinde de bir Türk hanımefendinin çalıştığı ve bize çeviri konusunda yardımcı olduğu bir yerden aldık. Lezzetlimiydi, evet lezzetliydi 🙂

Sonrasında ise yolumuzun üzerinde olan üç ufak şehre, İskeçe, Gümülcine, Dedeağaç’a uğradık. İskeçe ve Gümülcine’de ufak bir araba turu attık, Gümülcinede ise bir frappe içerek yolumuza devam ettik. Minicik kasabalar  oldukları ve biraz bizlerinde yeterince vaktimiz kalmadığı için şehirleri keşfetme fırsatımız olmadı, sadece genel izlenim sahibi olabildik. Dedeağaç’ta ise öğle yemeği yemek için durduk, biraz sahil şeridini turladık, old town benzeri bir yerler aradık fakat Selanik ile Kavala’dan sonra beklentilerimizi karşılamayacağına kanaat getirerek sevimli bir lokantanın masalarına attık kendimizi.

Özellikle Selanik ve Kavala’ya dair edindiğim izlenimlerimin özetini isteseydiniz size şunları söyleyebilirdim; öncelikle çok bizden, bizim gibi şehirler. Yunanın birine İzmir’e benzer bir şehir kur deseniz gider Selanik’i kurardı muhtemelen. İnsanları oldukça rahat ve keyifli bir hayat sürüyor gibi geldi bizlere. Hem Selanik’te, hem de Kavala’da Türkçe konuşan birilerine rastlamanız çok muhtemel, şaşırmayın. Yemekleri genel olarak lezzetli olmakla birlikte, bütün gün dolaşıp gezmiş olmanın açlığıyla daha da lezzetli geliyor. Greek Salad dedikleri şey, salatanın üzerine peynir konulmuş hali ve her öğünümüzde ilk söylediğimiz gıdaydı. Suvlaki ise çöp şiş olmakla beraber yediğimiz suvlaki oldukça lezzetliydi. Dediğim gibi, çok bizden lezzetler ve yemek konusunda sıkıntı çekmek zor olanı başarmak demek.

Devamlı yaptıklarımız.

  • Eğlenmek
  • Fotoğraf çekmek
  • Gülmek
  • Greek Salad yemek
  • Uzo içmek
  • Bira içmek
  • Yemek yemek,
  • Etrafı izlemek
  • Gezmek
  • Yol tarifi almak
  • Kitap okumak 😉

Yapılması gerekenler

  • Ladadikada yemek
  • Ladadikada içmek
  • Selanik kalesine çıkmak
  • Halkidikide denize girmek
  • Marmaras’ı görmek
  • Kavala kalesine tırmanmak
  • Kavala kalesinde yemek sonrası bir şeyler içmek
  • Deniz mahsulleri yemek
  • Selanik ve Kavala sahillerinde yürüyüş yapmak
  • Uzo içmek
  • Navarinou meydanı etrafını dolaşmak
  • Beyaz Kule’yi görmek
  • Sipro içmek
  • Tavernaya gitmek
  • Yunanca üç beş kelime öğrenmek
  • Selanikte sabah ıspanaklı börek yemek

Bir de, yol boyunca dinlemiş olduğumuz müziklerimiz var. Biz zamansızlıktan, sadece 1 adet CD yapabilerek yola çıktık. 20 Şarkıyla 3 gece 4 Gün yaptık, birkaç CD’miz olsaymış Atinaya kadar gidebileceğimize kanaat getirdik. Fakat bazı şarkılarla çok eğlendik – ne kadar eğlendiğimizin kanıtları videolarda var fakat yasaklı:) –  ve o eğlendiğimiz, belki sizlere de yol arkadaşı olabilecek şarkılarımızı da paylaşarak, geçirdiğimiz keyifli yolculuk anılarını hatırlayayım istedim;

Yollar bir sonraki sefere nereye çıkar bilinmez ama, yol arkadaşlarıma bu güzel anıları biriktirmeme vesile oldukları için en derin şükran duygularımı sunmam lazım, iyi ki vardılar.

Yolları tüm sevenlere, nasıl geçti mini Yunanistan turu diyenlere, henüz konuşamadıklarıma, paylaşamadıklarıma bu günce bir girizgah olsun. Yüz yüze laflayacaklarımızı, anlatacaklarımı bir fincan kahvenin yanına lokum edelim derim 🙂

Yola çıkacak kişinin aşması gereken
ilk ve en önemli engel,
kendi yerleşikliğidir :
kendi yeri
— kendisidir…

Bir Cevap Yazın

Get Adobe Flash player